Çini Sanatı
Çini Sanatı
Bir tür killi topraktan yapılarak bir kez fırınlanan, çesitli renk ve motiflerle süslendikten sonra sırlanarak ikinci kez fırınlanan, seramik parçasına ÇİNİ denir. Çini yapma sanatı da Çinicilik olarak adlandırılır.

Çini alt yapısı, piştikçe beyazlaşan ve çamura esneklik veren kil, beyazlığını sağlayan kaolin, silis ve feldispatlı bir maddenin karışımından meydana gelmektedir.

Çini altyapısının türüne göre hazırlanan malzeme, karıştırıcı, ıslatıcı makinelerde şekillendirilebilmeleri için gerekli su miktarı ilave edilmek suretiyle homojen bir hamur elde edilir. Daha sonra elle veya kalıplama, presleme, döndürme, döküm teknikleri ile şekillendirilerek yüksek dereceli seramik fırınlarında pişirilir. Pişirilen bu ürünlere bisküvi adı verilmektedir.

Bisküvi halindeki yarı mamul üzerine; desen, şekil veya yazıların sınırları özel olarak hazırlanmış aydınger şablonlar (iğnelenmiş desenli) kullanılarak odun kömürü tozu ile desen obje üzerine tranfer edilir. Transfer edilen desenin kenar çizgileri tahrir (kontur)lenir. Toprak içerikli boyalar ile dekorlanır.

Dekorlanmış objeler genellikle şeffaf sırla sırlanmakla birlikte renkli sırlar da kullanılabilir… Renklendirmede metal oksitler kullanılır, ( krom, demir, kalay, bakır vb.)

Dekorlanmış ürünü sırlamadan önce sırın yüzeye çok iyi tutunması yüzeyin temizliği ile doğrudan doğruya ilgilidir. Bu nedenle bisküvinin çok iyi şekilde temizlenmesi (zımpara, silme, zaman zaman da yıkama) gerekmektedir. Sır tabakası 1,5 milimetre kalınlığında olmalıdır. Sırın kalınlığı kabarcıkların oluşması gibi kusurlara yol açabilmektedir. Yeterince kalın olmayan sırlar ise kel alanlar oluşturur. Sır ürüne fırça, dökme, daldırma ve püskürtme gibi tekniklerle yapılmaktadır.

Desenlenmiş (dekorlanmış) ve sırı sürülmüş objeler, geleneksel yöntemlerle fırınlarda tekrar pişirilir.

Çini Yapım Aşamaları

1.jpg2.jpg3.jpg4.jpg


ÇİNİ TARİHÇESİ

Kısaca tarihçesine bakıldığında; mimaride kullanılan çiniye 18. Yüzyıla kadar "KAŞİ", çini eşyaya (tabak, vazo, kase vb.), "EVANİ" (kapkacak) adı verilmekteydi. O dönemde Çin'den ithal edilen porselenlerin ün kazanmalarından ötürü, Türk yapısı "Kaşi" ye "ÇİNİ" denmeye başlanmıştır. Yani ÇİNİ" kelimesinin 'i' ilgi harfiyle türetilmiş olması ilk bakışta çiniciliğin Çin'den geldiği kanısını uyandırmaktadır.

Orta Asya'da gelişen seramik sanatının bir kolu olan çinicilik, Selçuklularla Anadolu'ya girmiştir. Osmanlılarda mimari süslemede çok önemli yeri olan çini, cami, medrese, türbe, sarayları süslemekte kullanılmıştır. İlk Osmanlı devri çinileri Selçuklu geleneğinin devamıdır. Figürlü geometrik yazı, nebati süslemelerle sarı, yeşil renkler farklı kullanılmıştır. Bizanslılar zamanında bir seramik merkezi olan İznik, Osmanlı İmparatorluğunun da en önemli çini merkezi olarak 14. Yüzyıldan, 18. Yüzyıla kadar üstünlüğünü korumuştur. Yuan ve Ming mavi-beyaz desenler ile Bizans çiniciliğinin etkisinde kalan Osmanlı çiniciliği, en büyük etkiyi değerli metal işleme sanatından almıştır. Çiçek motiflerinin arabesk desenlerle süslediği bu çiniler yoğun ve güçlü görünümlerinin yanı sıra yaratılan kıvrımlarla 3-boyutluluk hissi verirler. Geometrik örgülü düzenlemeler semavi kurallarla birey arasındaki ilişkinin yansımasıdır.

İlk gelişmiş Türk çinisi örnekleri, 13. yüzyılda Kılıçarslan’ın Konya’daki sarayında görülmektedir. Selçuklu mozaik çini tekniği ile renkli sır tekniğinin birleşmesi, Osmanlı çinilerine bir başlangıç olmuştur. Bu durum, Osmanlılar devrinde renk ve desenlerin artışıyla devam etti. İznik, Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında çiniciliğin merkezi olmuştur.

Yine Osmanlı çini sanatının getirdiği ilk büyük yenilik, çok renkli sır tekniği olmuştur. Diğer bir yenilik ise sır altı tekniği ile yapılan mavi-beyaz çinilerdir.

On dört ve on beşinci yüzyılda yapılan en büyük kısmı mavi ve beyaz renkte olan Kütahya çinileri ile ilk “Haliç çinisi” mamullerine, Bursa’da Sultan Mustafa Türbesi, Yeşil Türbe ve Cem Sultan Türbesi ile Edirne’de İkinci Murad Camiinde rastlanır.


15..yy in ikinci yarisinda büyük gelisme gösteren Kütahya çiniciligi kendine özgü motifleriyle Iznik’ten ayrılmıştır

17.yy in en iyi örnegi Sultan Ahmet Camii’dir. Mercan kirmizisi renk yerini tatlı yeşile bırakmıştır.

17.yy daki mimarlık alanındaki durgunluk çiniciliğin de gerilemesine neden olmustur. Iznik ve Kütahya’da kurulmus olan çini atelyelerinin üretimi azalmış, çinilerin niteligi bozulmuştur, 18.yy da yapılmıs olan çeşme ve camilerin bazılarındasolgun renkli, bozuk sırlı çinilerden bu gerileme farkedilmektedir.

18.yy ın başında Istanbul Tekfur Sarayi’nda kurulan çini atelyesinin çiniciliğe bir katkısı olmamıştır. Çinicilikteki bu gerileme çesitli Avrupa ülkelerinden getirtilen yabancı çinilerin rekabetinin de etkisi olmuştur.

19.yy ın başlarında gerileme sürmüştür. Haliç’te kurulan çini fabrikasinin üretimi buna engel olamamistir.19.yy ın sonlarında I.Ulusal Mimari dönemi ile mimarideki eskiye dönüs nedeniyle yeniden çininin kullanıması çiniciliğe kısa süren bir canlılık getirmiştir.

Günümüze gelindiğinde çoğunlukla İznik ve Kütahya’da çini sanatı eski renk ve desenleri yeniden ele almakta, bu yolda arayışlarını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra diğer bazı iller de bazı atölyelerde çini çalışmaları yapılmaktadır.



Web Tasarım: AdaNET
<bgsound src ="../music/enya.mp3">